Babayiğit Kosülüç Okuma Masalı

Bir varmış, bir yokmuş...
 Memleketin birinde bir garip oğlan yaşarmış. Bu oğlanın adı Kosülüç’müş
 Günlerden bir gün Kosülüç’ün canı sıkılmış.
 Kosülüç anasına:
 - Ana, ana! izin ver bana, demiş.
 Anasından izni koparan Kosülüç, vurmuş yollara.
 Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş...
 Günlerden bir gün, bir şehre varmış. Akşam olmak üzereymiş. Kosülüç, bir evin kapısını çalmış. Bir nine karı çıkmış kapıya.
 Kosülüç:
 - Misafir alır mısın nine, diye sormuş.
 Nine karı, Kosülüç’e:
 - Atına da yerim yok, sana da yerim yok, demiş.
 Kosülüç, hemen cebine davranmış.
 Bir gümüş mecidiye çıkarıp, Nine karıya vermiş.
 O zaman nine karı gülerek:
 - Atına da yerim var, sana da, demiş.
 Nine karı, hemen Kosülüç’ün atını ahıra bağlamış. Önüne bir çinik arpa dökmüş.
 Kosülüç’ü de eve buyur etmiş. Nine karı, Kosülüç’ün altcağızına bir kaba döşek atmış.
 Sonra karşısına geçip:
 - De bakalım babayiğit... Canın ne istiyor? Ne pişireyim sana, demiş.
 Kosülüç:
 - Nine, şöyle ağzıma layık bir bulama çorbası yap da içeyim, demiş.
 Nine karı aşevine geçmiş, lezzetli bir çorba pişirmiş. Nine karının bulamasını içen Kosülüç’ün uykusu gelmiş. Yatmış ve tatlı bir uyku çekmiş.
 Kosülüç, sabahleyin erkenden kalkmış.
Pencerenin önüne oturmuş. Sokağı seyre dalmış.
 O sırada sokaktan bir tellal geçiyormuş.
 Tellal, davuluna vurduktan sonra:
 - Ey ahalii... Herkes bakracını, helkesini hazırlasın. Az sonra su başına gidilecek. Bu duyuru bir defa yapılacak. Yetişen yetişecek, yetişemeyenin hakkı yanacak.
 Duyduk duymadık demeyin, diyormuş.
 Nine karı, telaşla Kosülüç’ün yanına girmiş:
 - Aman Babayiğit, sen otur. Ben su almaya gidiyorum. Acele etmezsem bir ay susuz kalırım, demiş.
 Kosülüç:
 - Dur hele nine karı!.. Bu neyin nesi? Sizin diyarda su, tellal ile mi alınır, demiş.
 Nine karı, dertli dertli başını sallamış:
 - Ah Kosülüç ah!..
 Ne sen sor, ne ben söyleyeyim. Başımızdaki derde dağlar dayanmaz, demiş.
 Kosülüç merakla:
 - Hele de bakalım nine. Bu derdin aslı, astarı neymiş, demiş.
 Nine, anlatmaya başlamış:
 - Memleketimizin bir tek pınarı vardır. Onun da başında bir dev oturur. Her ay, bir kızı allayıp, pullayıp bu deve götürürüz. O, kızı sarayına götürüp gelene kadar biz de suyumuzu alırız.
 Vere vere halk da kız kalmadı. En son padişahın kızı kaldı. Bu gün de onu vereceğiz dev'e.
 Aman Kosülüç, ben çok oyalandım burada. Hemen gidip yetişeyim gidenlere, demiş.
 Nine karı, alelacele su kaplarını alıp koşmuş. Nine karı gidince, Kosülüç, oturduğu yerden kalkmış.
 Nine karının çarşafını alıp kafasına sarmış. Sofra altı bezini

Sponsorlu Bağlantılar

de sırtına bürünmüş.
 Sonra da aşevine geçip, nine karının toz biberini kavanozuyla birlikte almış, kuşağına sokmuş.
 Dışarı çıkıp, ahırdan atını çözmüş. Oradaki saman dirgenini de yanına almış, vurmuş yola. Öte yanda, şehir halkı da pınarın başına varmışmış.
 Padişahın kızını çeşmenin yakınına bırakmışlar. Devi beklemeye başlamışlar.
 Az sonra, dev çıkmış sarayından. Şöyle güzel bir gerinmiş. Manda gibi böğürmüş.
 Dev, pınar başındaki allı pullu kızı görünce çok sevinmiş. Ona doğru yürümüş.
 O sırada, yandaki tepeden bir toz bulutu yükselmiş. Herkes, merakla o toz bulutundan yana bakmış.
 Dev de meraklanmış. Durup o da yaklaşan toz bulutuna bakmaya başlamış.
 Toz bulutu gelmiş, gelmiş, az ötede durmuş. Bulutun içinden bir atlı çıkmış. Ama ne atlı!..
 Başında miğferi, sırtında pelerini, elinde üç çatallı mızrağı ile muhteşem bir savaşçı...
 Atlı, sürmüş atını...
 Devin önüne gelmiş. Meydan okumuş.
Dev, elini bir sallamış. Ama, atlıyı tutamamış.
 Bir daha sallamış, onu kapmış. Atlıyı avucuna alıp sıkmaya başlamış. Yemek için ağzına yaklaştırmış.
 O sırada, atlının elinde bir kavanoz belirmiş.
 Kavanoz, kıpkırmızı biber doluymuş.
 Biber, devin gözlerine boşalınca olan olmuş.
 Biberden ağzı gözü yanan dev, bağırmaya başlamış. Atlıyı bırakmış. O da elindeki üç çatallı dirgeni deve saplamış. Dev, boylu boyunca devrilmiş.
 Atlı üzerine doğru gelen devden kaçamamış. Bacağı koca gövdenin altında kalmış.
 Sonunda, zar zor bacağını kurtarmış.
 Aksaya, aksaya kalkıp atına binmiş.
 Geldiği gibi kaybolup gitmiş.
 Padişah, o gün bayram ilan etmiş. Halk yemiş, içmiş eğlenmiş.
padişahh
 Padişahın kızı:
 - Baba, ille o yiğidi bana buldur, demiş padişaha.
 Hemen tellallar çıkartıp bağırtmışlar:
 - Padişahın emridir. Devi öldüren her kim ise, saraya gelsiiin...
 Kimse saraya gelmemiş.
 O zaman padişahın kızı:
 - Tüm erkekleri getirin, önümden geçsinler, demiş.
 Görevliler, şehirdeki tüm erkekleri getirmişler. Teker teker kızın önünden geçirtmişler.
 Padişahın kızı:
 - Bunların hiç biri benim aradığım babayiğit değil. Şehri yeniden arayın. Başka kimse kalmış mı, demiş.
 Görevliler, şehri tekrar arayıp,  padişahın kızının yanına gelmişler.
 Görevliler, padişahın kızına:
 - Bir zavallı yabancıdan başka kimse kalmamış sultanımız, demişler.
 Padişahın kızı, görevlilere:
 - Öyleyse, onu da getirin, demiş.
 Görevliler, hemen Kosülüç’ü de getirmişler.
 Kosülüç, aksaya aksaya yürüyünce padişahın kızı:
 - İşte Baba... Beni kurtaran yiğit bu. Dev üstüne devrildiği için aksıyor, demiş.
 Padişah, Kosülüç ile kızını evlendirmiş. 
 Onlar ermiş muradına, darısı bizim başımıza.